13 Ekim 2016 Perşembe

İl ne demek ?

                                             ESKİ TÜRKLERDE İL NE DEMEK ?
Orhun Abidelerinde “il” kelimesi devlet anlamında kullanılmış olup, Kaşgarlı Mahmut’un lügatında da “il” barış anlamında kullanılmıştır. “İl” kelimesinin bu iki değişik anlamı eski Türklerde devlet ile barış arasında kurulmuş olan sıkı bağı göstermektedir. Devlet tabiri eski Türklerde genellikle “tutmak” fiiliyle söylenirdi. “İl tutmuş”, günümüzün Türkçesi ile devlet idare etmiş anlamıyla karşımıza çıkmaktadır. Eski Türkçede “il”, V. Thomsen’e göre “siyasi bakımdan müstakil, muntazam teşkilatlı millet” demektir. A.v. Gabain’e göre il “ülke, imparatorluk, iktidar veya hükümet”; R. Giraud’ya göre, “Teşkilatlı devlet, imparatorluk, siyasi hâkimiyet”; G. Clauson’a göre, “Bir müstakil hükümdar tarafından idare edilen siyasi birlik” manasına gelmektedir. İl teşkilatlı ve bağımsız sosyal bütün olan milleti ve devleti temsil etmekteydi. İl, aynı zamanda toprağı, halkı ve ortak hukuki düzeni olan töre ile yurdu ve milleti koruyan, refah ve huzur içinde yaşamasını sağlayan, siyasi bir kuruluştu. Bu siyasi varlığa Türk tarihinde devlet baba adı verilmiştir. Türkler de devlet, tarihi geleneklerle teşkilatçılığın bütünleşmesinden doğmuştur. Farklı fonksiyonlara sahip olan kurumların ortaya çıkışı da, yine bu anlayışın eseridir. Sonuç olarak eski Türklerde devletin karşılığı olan kelimenin “il” kelimesi olduğu belirtilmiştir. İl; aile (urug), urugların birleşmesiyle boy (kabile), budun (kabileler birliği) halkaların en gelişmiş ve son şekli olarak belirmektedir. Devlette boy ve budun yapılarını pek bozmayan, bununla birlikte en uzak noktalara bile merkezi idarenin etkili bir şekilde hissedildiği bir siyasi teşkilatlanma söz konusudur. Eski Türklerde, yurdun korunması, ülke çapında sulh, sükûn ve adaletin sağlanması merkezi yönetimin sorumluluğu altındadır.
Kullandığım kaynaklar: 
Davut Dursun, Siyaset ve Toplum.
Mehmet Niyazi, Türk Devlet Felsefesi.
İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü.
Metin İşçi, Türk Yönetim Tarihi.
Ahmet Taşağıl, "Eski Türk İdaresi", Tarih ve Medeniyet.
Laszlo Rasonyl, Türk Devletinin Batıdaki Varisleri ve İlk Müslüman Türkler.


11 Ekim 2016 Salı

Yararlı Cemiyetler

*Ulusal hak ve çıkarları koruyup kollamak
*Türk milletinin haklı sesini tüm dünyaya duyurmak
*Türk milleti hakkında alınan ve uygulamaya başlanan kararlara sessiz kalınmayacağını göstermek için teşkilatlanmışladır.
Cemiyetler, Osmanlı Cemiyetler Kanunu'na göre kurulmuşladır. Yasal kuruluşlar olarak varlıklarını devam ettirmişlerdir. İlk olarak işgal tehlikesi olan yerlerde kurulurken daha sonra tüm yurda yayılmışlardır.
Kars Milli İslam Şurası: 5 Kasım 1918'de Yakup Şevki Paşa'nın desteğiyle kurulmuştur. Amaç Kars ve çevresinin Ermenilere verilmesi tehlikesinin önüne geçmektir. Kurucusu Piroğlu Fahrettin Bey'dir. 1919'da cemiyet tarafından Cenubi-Garbi Kafkas Geçici Milli Hükümeti kurulmuştur.
Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Heyet-i Osmaniye Cemiyeti: Aralık 1918'de Cafer Tayyar Bey'in desteğiyle kurulmuştur. Trakya'nın Yunanlılar tarafından işgalinden sonra dağılmıştır.
İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti: Aralık 1918'de kurulmuştur. Amacı bu coğrafyalarda Müslüman ve Türklüğü tanıtmaktır. İtilaf devletlerinin isteklerine karşı durmuşlardır. Bölgesel kongreler düzenlemişlerdir. İzmir'in işgali öncesi Redd-i İlhak Cemiyeti'ni kurma kararını almışlardır.
Trabzon Muhafaza-ı Hukuk Cemiyeti: Trabzon'un önde gelen eşrafı tarafından 1919' da kurulmuştur. Yayın organı İstikbal Gazetesi'dir. Doğu Karadeniz'de kurulması düşünülen Pontus Devleti'nin kurulmasının önüne geçmek amacıyla teşkilatlanılmıştır.
İstanbul'u baskı altına almak, Paris Kongresi'ne heyet göndermek, Doğu Karadeniz bölgesinde kongreler düzenlemek, bölge halkının silahlı veya silahsız olarak örgütlenmesini sağlamak gibi görevlerini üstlenmişlerdir.
Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-ı Hukuk-u Milliye Cemiyeti'nin Erzurum şubesi ile bağlantı kurularak Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz'de Ermenilik ve Rumluk karşısında birlikte hareket etmişlerdir. Ayn zamanda Erzurum Kongresi'nin toplanmasına öncülük etmişlerdir.
Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti: Aralık 1918'de İstanbul'da kurulmuştur. Faaliyet sahası 6 Doğu vilayetidir. En kuvvetli bulunanı Erzurum şubesidir. Yayın organı Hadisat Gazetesi'dir. Erzurum kongresi sonunda Şarki Anadolu Vilayat-ı Müdafaa Hukuk-u Milliye Cemiyeti adı altında Trabzon Muhafaza-ı Hukuk Cemiyeti ile birleştirilmişlerdir.
Milli Kongre Cemiyeti: Cemiyetin amacı bütün miili cemiyet ve fırkaları aynı platform etrafında toplamak ve ortak kararların alınmasını ve uygulanmasını sağlamaktır. Partiler üstü bir kuruluş olan Milli Kongre, bir çok yayın faaliyetlerinde de bulunmuştur.
Karakol Cemiyeti: Gizli bir yapıya sahiptir. İttihat ve Terakki'nin bir koludur. Kuvay-ı Milliye örgütlenmesi, silah temin etmek, silah depolarını havaya uçurmak gibi siyasi faaliyetlerde bulunmuşlardır.
* Kurulan milli cmiyetlerin hepsi Mustafa Kemal'e bağlıdır.

Mustafa Kemal'in Samsun'a Çıkışı

Mondros mütarekesi imzalandığı tarihte Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına atanan Mustafa Kemal, kısa bir süre sonra bu görevinden ayrılmış ve 13 Kasım 1918 günü İstanbul'a gelmiştir. O gün deniz ortasında demirlemiş düşman donanmasını gördüğü zaman yaveri Cevat Abbas'a söylediği söz, "Geldikleri gibi giderler!" olmuştu.
Mustafa Kemal'in İstanbul'daki ilk işi Ahmet İzzet Paşa ile görüşerek alınacak yeni tedbirler için konuşmak oldu. Ardından Padişahla ve Meclis-i Mebusan üyeleriyle görüşmelerde bulunmuştur.
İstanbul'da bulunan yabancı basın mensubu ve şahsiyetlerle bir araya gelmiş, onlara Türk ulusunun haklarını anlatmıştır. Bir yandanda Şişli'de ki evinde güvendiği arkadaşlarıyla toplantılar yapmıştır.
Söz konusu dönemde Samsun ve çevresinde bazı asayişsizlik olayları meydana gelmişti. Asayişsizliğin düzeltilmesi için Mustafa Kemal'e 9. Ordu (daha sonra 3. Ordu adını alıcak) görevi önerilmişti. Bu müfettişliğe atanan Mustafa Kemal, Vahdettin tarafından onaylanmıştı.
Bu dönem de Türkiye'de 4 tane müfettişlik bulunmaktaydı.
-2. Ordu Müfettişliği Konya ve civarı: İsmet Paşa
-3. Ordu Müfettişliği Samsun ve çevresi: Mustafa Kemal Paşa
-İstanbul'da Boğazlarla İlgili Mesele: Fevzi Paşa
-Trakya M. : Cafer Tayyar Paşa
Mustafa Kemal'e bu görev geniş yetkilerle verilmiştir. Mustafa Kemal'in verdiği emirler padişahın emri gibi telakki olunacaktı. Anadolu'ya gitmeden arkadaşlarıyla bazı kararlar aldı. Bunlar:
-Milli örgütlerin kurulmasına öncelik verilecek
-Dağınık örgütler bir araya getirilecek
-Silahlar toplanmayacak
16 Mayıs' da Bandırma Vapuru ile tam teşekküllü bir şekilde yola çıkmış, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a gelmişti. Dönemin en iyi vapuruyla tam teşekküllü bir biçimde gönderilmesiyle padişahın bilerek Mustafa Kemal'i Samsun'a yolladığını söyleyebiliriz. Samsun'a çıkış yolculuğu Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda bir başlangıç ve hayatında bir dönüm noktası olmuştur.